21 Mart 2018

Matbaacılığın Tarihi

Matbaacılığın Tarihi:

Tarihte ilk yazı çogaltmaları, silindir biçiminde kalıplar veya damgalar aracılıgı ile balmumu ve kil üzerine yapıldı. Ayrıca agaç ve madeni aletlerle oyulmus tuglalardan da faydalanılmıstır. Ninova’da 1842 de baslayan kazılarda Kral SARGON’ UN, oyulduktan sonra pisirilmis tuglalardan kurulu kitaplıgı bulunmustur. Çogu kimsenin bildigi gibi simdiki matbaacılıgın temellerini atan Johannes Gutenberg degildir. Tarih boyunca yazıya dayalı eserlerin, belgelerin çogaltılması, artık o işi meslek edinen kisilerce teker teker yazılarak yapılıyordu. Tabii bu çok uzun zaman alıyor ve çok emek istiyordu. Bu islerin daha kolay olabilecegini düsünen ilk Çnliler olmustur. Matbaa’nın temellerinin olusmasında Çnliler’in ilk çalısmaları daha sonra batı milletlerine yol göstermistir. Çnliler 2. yüzyılda mermer kabartma sekil ve yazıların üzerine ıslak kâgıt presliyor ve sonra da bu kâgıtları mürekkepliyorlardı. Dört yüzyıl sonra bunu degistirdiler. Agaç blokları oyarak basılacak is kabartma hâline getiriliyor, daha sonra fırça ile mürekkep sürülüp, preslenerek kagıda baskı yapılıyordu. Bu yöntemle basımı yapılan en eski yapıtlar 764-770 arasında Japon Imparatoriçesi Sotoku’nun bastırdıgı Budacı Büyüler, 868’de Çn’de basılan ve ilk basılmıs kitap olarak bilinen ‘Elmas Sutra’ ve 932’den baslayarak 130 cilt halinde basılan bir Çn klâsik yapıtları koleksiyonudur. 11. yüzyıla gelindiginde Çnliler tipo baskı sisteminin ilk modelini olusturdular. Artık metni olusturan sekil ve harf kalıpları yaparak bu kalıpları birden fazla iste kullanabilmeyi amaçlıyorlardı. Bu harfleri çesitli kimyasal islemlerden geçirerek sertlestiriyor, sonra metne göre dizip tekrar reçine ve mum gibi maddelerin yardımıyla birbirine tutturuyorlardı. Olusan bu basit kalıptan baskı yapıldıktan sonra harf ve sekiller tekrar kullanılmak üzere sıcakta birbirinden ayrıstırılıyordu. Tarihin seyrinde bu yüzyıllardaki yogun kavimler göçleri ile Çinliler’in buraya kadar gelistirdikleri baskı teknigi, Türklerle ve Mogollarla beraber dogu Avrupa’ya kadar tasındı. Avrupa’da matbaacılık Marco Polo’nun Çin’de gördügü ve büyük bir ciddiyetle inceledigi agaç baskı bloklarıyla basım yöntemi (ksilografi) Avrupa’da 14. y.y.’da parsömenden kâgıda geçisle birlikte ortaya çıktı. Avrupa’da baskı ilk önce dinî eserlerin basımıyla baslar. Oymacılıgın da gelismesiyle birkaç sayfalık isler de basılabilmektedir. Tabi burada en büyük sorun harflerin ahsap olması ve fazla tiraj yapamadan dagılmasıdır. Harfler daha sonra dayanıklı metaller üzerinde denendi. Pirinç veya
tunçtan olusan baskı harfleri kil veya kursun üzerine vurularak matrisi olusturuluyor, bunun üzerine de kursun dökülerek klise levha olusturuluyordu.

Tipo Doğuyor
15. yüzyılda bir kuyumcu ustası olan Gutenberg, bu zamana kadar gelisen baskı ekipmanlarının eksiklerini bulmus, o hataları gidererek simdiki tipo teknigini gelistirmistir. Gutenberg sisteminde harfleri tek tek dökerek hazırlıyordu. Karakterin önce kalıbı hazırlanıyor, bu kalıp belli bir düzende çevresini de kaplayacak sekilde kursun veya pirinç dökülerek matris elde ediliyordu. Matris tipo baskıda içine kursunun dökülüp harfin kabartma seklini aldıgı ayrı ayrı harf kalıbıdır. Matrisler birden fazla kullanılabiliyorlardı.
Yapılan bu Matrisler istenilen ise göre elle dizilir, kalıbı olusturulur. Daha sonra bu satırlar birlestirilerek isin tümünün kalıbı ortaya çıkar, bu kalıp üzerine de kursun alasımı dökülerek klise levha hazırlanır. Burada Gutenberg harfleri ilk önce tunçtan dökmüs, fakat bu kagıdı delmistir. Kursun kullandıgında ise baskı yapıldıkça harflerin çok çabuk
ezildigini görür. Bunun üzerine kursun alasımı dedigimiz, içinde Kalay ve Antimuan’ın da bulundugu karısımı ortaya çıkarır. Hazırlanan bu kalıpların vidalı ve metal basit presler yardımıyla kagıda baskısı yaptırılıyordu. Klise kalıp yüzeyine mürekkep sürülerek bu ahsap preslerden yeterince sıkıstırılarak baskı kagıda geçiriliyordu. 19. yüzyılın sonlarına kadar bu sistem makineleserek devam etti. Artık ister tabaka, ister bobin kagıda hızlı baskı yapabilen mekanik baskı makineleri yapıldı.1900’lerin basında ise matbaacılıkta yeni bir devir açıldı. 1904 yılında ofset baskı teknigi Amerikalı Ira W. Rubel tarafından bulundu. Ilerleyen yıllardan günümüze kadar ofset teknolojisi çok gelisti ve günümüzde dijital baskı dedigimiz teknolojiye kadar ulastı. Bu gelismede bilgisayar teknolojisinin çok etkisi oldu. Ilk zamanlar ofset hazırlıkta ve matbaa makinelerinin kumanda
kısımlarında kullanılan bilgisayarlar, su anda sektörün vazgeçilmez parçası olmustur. Bundan sonra tarihi seyrinden sıyrılarak su anda matbaacılık teknolojisi, baskı teknolojisinin çesitliligi ve buna baglı
olarak yan sektörlerle ilgisini inceleyebiliriz.Insan ihtiyaçlarındaki sınırsızlıga karsı baskı teknolojisi de sadece ofsette kalmamıs, insanların tüm yöndeki baskı ihtiyaçlarını karsılamak için çesitli baskı yöntemleri ortaya çıkmıstır.
Baskı tekniklerini günümüzde 6 ana gruba ayırabiliriz.
1. Tipo (Yüksek) baskı
2. Serigrafi (Elek) baskı
3. Ofset baskı
4. Flekso baskı
5. Tifdruk (Çukur) baskı
6. Dijital Baskı
Osmanlı’da Matbaa Osmanlı Devletinde Müslümanların eserlerini bastıkları ilk resmî matbaanın kurulus tarihi 1727’dir. Ancak ondan önce Osmanlı Devletinde Ermeniler 1567 ve Rumlar 1627 yılından itibaren kendi matbaalarını kurmuslardı. Hatta II. Bayezid zamanında 19, Yavuz Selim zamanında da 33 kitap basılmıstı. Bu kitapların üzerinde, “II. Bayezid’in himayelerinde basılmıstır” ibaresi yer almaktadır. Ayrıca III.Murat, Arap harfleriyle basılan Usul’ül- Oklidis(Geometriye Dair) kitabının serbestçe satılması için verdiği bir fermanla izin ve müsaade vermistir. IV. Murat zamanında ise Istanbul’da bir matbaa kurulması için izin istendigini ve bu iznin verildigini Mustafa Nuri Pasa kaydederken, Enderun Tarihçisi Ata da, ilk resmi matbaa tesebbüslerinin IV. Mehmet zamanında basladıgını anlatmaktadır. Bu bilgiler, Osmanlı padisahlarının matbaa aleyhinde oldukları görüsünüreddetmektedir. Bu yüzden, Osmanlı Devleti’nde matbaanın degil, resmî matbaanın kurulus tarihi 1727’dir. Osmanlı Devleti, gerileme ve duraklama devrine girince, dünyadaki her yenilikten oldugu gibi, matbaadan da yeterince yararlanamamıstır. Maalesef bu konuda Osmanlı Devleti’ndeki esnaf teskilâtları olan
loncalar ve bu loncalara baglı hattâtların menfi anlamda rolleri olmustur. Kont Marsigli, 1727 yılında Istanbul’da 90.000 hattâtın bulundugunu söylemektedir. Bunlara baglı olarak sahaflar, kalemciler, mücellitler, divitçiler ve benzeri esnafın baskısı da, resmî matbaanın gecikmesinde önemli rol oynamıstır. Osmanlı Devleti’nin Kanuniden sonra, dünyadaki iktisadi ve ilmi gelismelere kayıtsız kaldıgı ve bunun cezasını da daha sonraları gördügü bir hakikattir. Hatta matbaanın caiz olmadığını iddia eden ve maalesef sagını solundan ayıramayan bazı alimlerin
çıkmıs olması da mümkündür. Ancak aynı hadise, Avrupa’da da yasanmıstır. Papa Alexandre VI, 1501 yılında yayınladıgı emirname ile ruhsatsız yayınlanan kitapların yakılmasını emir ettigi gibi, Fransız
Kralı II. Henry de, ruhsatsız kitap basanları idamla tehdit etmistir. Bütün bu gelismelerden sonra ilk matbaa IV. Mehmet (1648-1687) devrinde yani Ibrahim Müteferrikanın matbaasından yaklasık bir asır evvel kurulmus ve bazı kitaplar da basılmıstır; ancak harfleri  hakkıyla tanzim edilemediginden devam ettirilememistir. Düzenli çalısır halde ilk resmî matbaa, III. Ahmet devrinde Damat Ibrahim Pasanın tesvikleriyle kurulmustur. 1720 yılında Sadrazam Ibrahim Pasa tarafından Paris’e Osmanlı sefiri olarak görevlendirilen Yirmi sekiz Çelebi Mehmet Efendinin oglu Sait Mehmet Çelebi, babasıyla beraber Paris’e gitmis ve orada bulundukları yıllarda matbaayı yakından inceleme imkanı bulmustur. Geri döndügünde meseleyi devlet yetkililerine açınca, hemen kurma gayretleri baslamıstır. Bu sırada Macaristan’da dogan ve 1693 yılında esir edilerek Müslüman olan Ibrahim Müteferrika, yazdıgı Risâle-i Islâmiye adlı eseriyle samimi bir Müslüman oldugunu ispatlamıs ve Damat Ibrahim Pasanın dikkatini çekerek Sait Mehmet Çelebiye yardım etmesi kararı alınmıstır. Ikisi birlikte, kaleme aldıkları matbaa ile ilgili Vesîlet’üt- Tıbâ’a adlı layihalarını sadrazama 1726 yılında takdim etmislerdir.
Matbaanın kurulması için dinen ve aklen hiç bir engelin bulunmadığı açıklanan Layiha üzerine, mesele Seyhülislâmlık makamına sorulmuş ve Seyhülislâm Yenisehirli Abdullah Efendi de su tarihî cevabı
vermistir : “Basma san’atında mahâreti olan kimesnenin, tashihli ve hatasız olarak, kısa zamanda ve zahmetsiz olarak basması, kitapların nüshalarının çogalmasına, ucuz fiyatlarla yayılmasına sebep olur. Ancak âlim kimselerin tashih etmesi gerekir”. Bu fetvâdan ve III. Ahmet’in fermanından sonra, “Darüttıbaa” denilen basımevi Istanbul’da Ibrahim Müteferrikanın konagında kurulmustur. Dizgiye 1727 de baslanmıs ve 1729 da ilk Türkçe kitap olan Vankulu Mehmet Efendinin, “Kitab-ı Lû’9Egat-ı Vankulu” adlı eseri basılmıstır. Ikinci
büyük basımevi 1796’da Hasköy’de Mühendishâne’de, devletin yardımı ile hendese hocası Abdurrahman Efendinin nezaretinde kuruldu. 1802’de Ü’86sküdar’da yine aynı kisinin nezaretinde üçüncü basımevi açıldı. Bu basımevi yeterince gelistikten sonra genel yayınlara basladı.1828’de Kavalalı Mehmet Ali Pasa Kahire’de Bulak Basımevini kurdu.1831’de Takvim-i Vakayi gazetesizinin basıldığı basımevi kurulmustur.1840’da Abdülmecit’in izniyle özel basımevlerinin kurulması tesvik edildi.1864’de Darüttıbaa ile Takvimi Vakayi basımevleri birlestirildi. Darüttıbaa, Cumhuriyet devrinde önce “Milli Matbaa” daha sonra “Devlet Matbaası” adını aldı ve
1939’da Milli Egitim Bakanlıgı emrine verildi. Ankara ve Istanbul’da resmi ve özel matbaalar birbiri ardına açılmaya basladı. 3 Kasım 1928’de yeni harflerin kabulünden sonra Linotype (dizgi) ve baskı makineleri dıs ülkelerden getirilerek gazete ve kitap basımına geçildi.

matbaa
Hoes_six-cylinder_press